DR. LATİF ÇELİK ‘Türk Kahvesi’nin Almanya yolculuğunu yazdı…

DR. LATİF ÇELİK ‘Türk Kahvesi’nin Almanya yolculuğunu yazdı…
28.02.2021
177
A+
A-

  Dr. Latif Çelik / Almanya IKG Enstitüsü Başkanı

II. VİYANA KUŞATMASINDA ESİR?DÜŞEN YENİÇERİLERDEN
WÜRZBURG’A GETİRİLENLER?KAHVEYİ?ALMANLARA?TANITTI

Güney Almanya’da yaşayanlar Viyana’nın 70 kilometre doğusundaki Osmanlı topraklarında kahvenin içildiğini bilseler de, bir defa olsun denememişlerdi. Bu gizemli içecek özellikle Bavyera’da “Türkentrank“ adı ile masalımsı bir şekilde çocuklara anlatılırken, 1683 yılındaki II. Viyana Kuşatması sonrası binlerce Türk’ün kahve çuvalları ile birlikte esir edildiği haberini alanlar adeta bayram edercesine sevindiler.1685 yılında şehre getirilen ve Zellerau semtine yerleştirilen esir Türkler ile birlikte bu “Türk İçeceği“ nin heyecan verici tarihi de başlamış oldu…

Her millet başka kültürlerden etkilenmiştir ama Türkler kadar başka insanlara kültür değerlerini öğretmiş ve onlarınkini öğrenmiş bir millet yoktur dünya tarihinde. Balkanların 6 asır Türk kültür ekseninde olduğunu göz önüne aldığımızda, Türk kültürünün de ciddi anlamda bölgedeki insan toplulukları tarafından nasıl benimsendiği daha yakından anlaşılacaktır. 1683´de Viyana önlerinde askeri sahada durdurulan Türklerin savaşta kaybettiği halde kültürel sahada neden 18. asra kadar öncü kültür rolü oynadığının sırrı da zaten buradadır. Batılı bilim adamları Türklerin toplum ve devlet olarak ilk defa 1856 Tanzimat Fermanı ile batıya özenip, batı üstünlüğünü kabul ettiğini yazarlar. Oysa batının Türklere hayranlığı çok daha gerilere gider. Avrupa toplumlarındaki şark gizem ve romantizmi aslında adı konmasa da bir Türk hayranlığıdır. II. Viyana kuşatması sonrası devleti yönetenlerin oturdukları tahta layık olamamaları ile “Türk gibi güçlü“ ya da “Türk gibi adaletli“ sözleri de 19. yy. başından itibaren bir mana ifade etmez oldu. İpek ve baharatı kontrol eden Osmanlı, cihan hakimiyetinin önemli bir bölümünü bu iki stratejik maddenin vergi gelirleri üzerine kurmuştu. Osmanlı hazinesinin gelirlerinin yarıya yakınını teşkil eden gümrük vergileri, “yer götürmez“ denen ordu için en önemli kaynaklardan biri, akçe ödeneklerinin en önemli kaynağı konumunda idi.

Zaten Türkler, Anadolu platosunun kuzey ve güneyinden geçen bu stratejik madde akışına hakim oldukları süre­ce dünya politikasına da birinci derecede etkili olmuşlardır. Viyana’dan sonra Türk kültürü daha 100 yıl Avrupalılar arasında yayılmaya devam etti, bunlardan biri de kahve idi. Türk ve Alman arşivlerinde karşımıza çıkanlar kahvenin Alman kültür dünyasına Türklerin bir hediyesi olduğunu ortaya koyuyor. Günümüze ulaşan bilgiler de gösteriyorki, Würzburg’lular kahvenin tarihine sahip çıkmakta haklılar. Ortaya çıkan verilerde “Kahve Almanya´da resmi olarak ilk defa bizim şehrimizde içilmiştir“ konulu iddiaları günümüze kadar ulaştıran Würzburg’lulara göre Avrupa kültürünün gelişmesinin temelinde bile açık ve net olarak Osmanlı kültüründen izler vardır. Kültür tarihçileri için de bu doğal bir gelişmedir. Viyana önündeki büyük bozgun sonrası Avrupalılar sadece Türkleri esir etmediler, ellerindeki silahlarından yanlarındaki değişik malzemeler de birleşik Avrupa ordularının eline geçti. Başta Hammer olmak üzere batılı tarihçilerin verdiği rakamlara göre Türklerin geri çekilirken geride bıraktıkları binlerce çuval kahve, savaşın sonunda Avrupalı orduların eline geçti.

Bunu zehir sanan birleşik Avrupa orduları kahvelere fazla ilgi göstermediler. Devlet-i Osmaniye’nin sınırları Belgrad’a doğru çekilirken, onbinlerce sipahi ve yeniçeri çeşitli Avrupa ülkelerine esir olarak dağıtıldı. Türklere karşı savaşan IV. Karl komutasındaki Würzburg ordularında mühendis olarak görev yapan Balthasar Neumann, savaş sonunda en seçme, yakışıklı, güçlü ve kuvvetli bir grup Osmanlı cengaveri ile Yeniçeri ortalarının ağalarından Karakoyunlu Mehmet Sadullah Paşayı Würzburg’a esir olarak getirdi. Bundan sonrasını tarihi anekdotlardan izlemeye devam edelim.

KARAKOYUNLU MEHMET SADULLAH PAŞA BİR?PAZAR?AYİNİ?SONRASI WÜRZBURG DOM KİLİSESİ ÖNÜNDE YERDE HALI ÜZERİNE OTURARAK İLK KAHVEYİ YAPTI
“Würzburg’a gelen esir Türkler çok ilgi çektiler. Kısa zamanda kendilerini esaret hayatının gerçeklerine uyduran Türkler Main ırmağının karşı yakasındaki Zellerau semtine yerleştirildiler. Esir Türkler yanlarında getirdikleri kahveleri esaret günlerinde teselli kaynağı olarak kabul edip içmeye devam etseler de, bu yerel halkın dikkatini çekmedi ve esaret yılları birbirini kovaladı. Bir gün bir Alman nöbetçi Türklerin oldukça ağır kokulu bir maddeyi önce kavurup, daha sonra ellerindeki değirmede çektiğini, sonunda közler üzerinde yavaş yavaş karıştırdığını hatta bunun uzun zamandır devam ettiğini Kral´a rapor etti“

O güne kadar değil içme, kahveyi tanımayan kral ve Würzburg`lu Almanlar için bu çok önemli bir olaydı. Würzburg’un kahve geçmişindeki bilgiler şöyle devam ediyor:
“Kral da merak etmedi değil. Nöbetçilere bunlar şimdiye kadar ölmediklerine göre bunun zehir olmadığı kesin. Çağırın bu Türk’ü ve şehir ahalisi de görsün ne içtiklerini der. 6 Mayıs 1697 günü Dom kilisesinin pazar ayininden çıkan şehirdeki çok sayıda üst düzey Alman zevat, Türk Paşa’nın yaptığı kahveyi denemek için geldiler. Mehmet Sadullah Paşa ilk Türk kahvesini yaptığında Almanlar’ın hoşuna gitmedi. Paşa sade yapmış ve kahve acı idi. Şarap bölgesi olan Main Vadisi’nde yaşayan Würzburglular tatlı bir şey beklerken kahvenin oldukça değişik bir aroması vardı. Bu sefer Sadullah Paşa şurubum da var diyerek, yanındaki ibrikten isteyenlere biraz şekerli bir madde koydu. Ama ne yazık ki beğenmeyen erkekler gitmiş ve sadece geriden gelen birkaç bayan deneme fırsatı bulmuştu kahveyi. O gün yüzlerce Würzburg`lu Alman merak içinde Türk kahvesinden böyle haberdar oldu, halı üzerinde Dom Kilisesi önünde oturarak kahve yapan Karakoyunlu Mehmet Sadullah Paşa adlı Yeniçeri Ağasını görme fırsatı buldular.“

Bu otantik içecek Almanlar’dan kısa zamanda büyük ilgi gördü. Halk arasında ise Türk Paşa yaptığı için “Türkentrank“ olarak bilindi, Alman şarkılarında “Türk içkisi“ olarak anıldı. Kısa bir süre sonra belediyenin de yardımı ile paşa için bir kahve şimdiki Dom Caddesinde Türk kahvesi yapılan kulübe hizmete açıldı“ şeklinde bilgi veren kaynaklar, “Zamanla kahve iyice yayılınca bölgenin tek ve en güçlü üretici topluluğu olan şarapçıların kahve aleyhtarlığı ortaya çıktı. Kahveye olan ilgi şarapçıları korkutmuş ya da kıskandırmıştı. Hatta bugün belediye önündeki Vierröhrenbrunnen Platz denen yere kadar gelip belediyeyi protesto edenler oldu. Yakın köylerden bir şairin söylediği kahve aleyhtarı şiir bugün özellikle güney Almanya’daki ana okullarında çocuk şarkısı olarak söylenmektedir. Würzburg`lu Almanlar tarafından çok sevilen ve belediye tarafından bütün masrafları ödenerek açılan Türk sitili “Türk Kahvesi” adlı bu mekan entel Alman takımının yıllarca uğrak yeri oldu.

BUNDAN?SONRA ÖÌLEDEN?ÖNCE BELEDİYE?ÇALIŞANLARINDAN KİMSE ŞARAP İÇMEYECEK
Würzburg’un tarihi kahve ile içiçedir. Kahve daha fazla yayılınca, memurlara karşı kralın meşhur emri de çok ilginç; “Bundan sonra resmi görevlilerden hiç kimse öğle den önce görev anında şarap içmeyecek.“
Sabah kahvaltısına şarap ile başlayan belediye çalışanı, bürokratlar ve askerler, öğleden sonra uyuşup kıpırdayamaz olunca yan gelip yatar hale geliyorlardı, Devamı ise oldukça ilginç; “Şehirde kahve yapılsa da hala pahalı bir içecekti o günlerin deyimi ile Türkentrank. Paşanın kahvesine uğrayıp bir yorgunluk kahvesi almak 17. yy. Würzburg şehrinde ciddi bir sosyal statü konumundadır. Bu yüzyılın başındaki yangına kadar doktor, avukat, mühendis gibi kalbur üstü şahsiyetlerin uğrak yeride şehirde sadece Türk Kahvesidir.“

Kahve kültürü Würzburg’da zamanla yayılınca şehirde diğer kahvelerde açılır. Açılan kahvelerin adı da ilginçtir, Saray, Selam, Sultan ve Taurus gibi şark kültürünü çağrıştıran adlar altında kahveler açılmaya başlanır. En eskisi ve en çok isim yapanı Mehmet Sadullah Paşa’nın kahvesidir elbet. Paşanın ilerleyen yıllarda esaretten kurtulup ülkesine geri dönüp dönmediği ile ilgili bilgiler karanlıktır. Bir iddiaya göre evlenerek topluma karıştığı, hatta Juliusspital kilisesinde Hıristiyan olarak zamanla topluma karıştığı da arşivlere yansıyan bilgiler arasında.

Artık Würzburg şehri çevreden gelen kahve tiryakilerinin de uğrak yeridir. Aynı yıllarda şehirde birbiri arkasına açılan kahvelere şehir idarecileri karşı çıktılar. Bu mesleğin ehli olmayan insanların eline geçmesini önlemek için Kahve işletmeciliği yapmak isteyen Almanların Türk şehirlerine gidip bu mesleği öğrenmeleri karar altına alındı. Hatta bu mesleği öğrenmek isteyenlerin gidecekleri yerin “Türkische Städte“lere gidip öğrenilebileceği de yetkililer tarafından önerilmeye başlandı. Devrin önemli kültürel birikimi olan ve sosyal hayattaki canlılığı ile tanınan en yakın Türk şehirleri ise Belgrad, Budapeşte ve Saraybosna’dır. Zaten 1699 Karlofça anlaşması sonrası ilişkiler de yumuşamış ve kervanların ticari faliyetleri de artmıştır.

17.yy başlarında ilk defa Würzburg’lu Strauß soyadlı bir Alman genci Saraybosna’ya kahve eğitimi almak için gider. Şehirdeki kapalı çarşıdaki (Boşnakça: Başçarşı) ünlü kahvecilerin yanında mesleğin inceliklerini öğrenmek için geldiğinde şehir aristokratlarının kahvecisi olarak bilinen Mehmet Efendi’nin yanında mesleğe başlar. Çıraklık eğitimi 4 yıl olmasına rağmen 3. yılda Ustası yaptığı işi beğendiğini ve mesleği en iyi şekilde kavradığını söyleyip Çeşme Meydanı’nda diğer çıraklar ile birlikte Ahi töreni düzenlenir. Türklerden kahvecilik eğitimi alarak Würzburg’a dönen Alman genci bugün Hotel Franziskaner´in bulunduğu yerde Cafê Alhambra’yı açar. Uzun yıllar kahvecilik mesleğini devam ettiren aile bir kaç nesil devam etse de lüks kahve sınıfındaki mekan öneminden hiç bir şey kaybetmeden II. Dünya savaşı yıllarına kadar müşterilerini ağırlamaya devam eder. Würzburg’lu aile, uzun yıllar bu meslekten çok para kazanır ve işletme nesilden nesile devam eder. Bazı kaynaklar Strauss’un soyunun da Karakoyunlu Mehmet Paşa’ya dayandığı iddiaları varsa da, elde kesin kanıt yoktur.

Mehmet Sadullah Paşa’nın ilerleyen yıllarda Hıristiyan olduğu iddiasında bulunan kilise belgeleri bu insanın din değiştirdikten sonraki neslinin devamı konusunda net bilgiler yoktur. Karakoyunlu Mehmet Sadullah Paşa esir olarak geldiği topraklarda kendisinden asırlarca sonra tarihi bilinmese de, milyonlarca defa içilen bir nesnenin Alman toplumunda tanınmasını sağlamayı başarmıştır. Dönemin olağanüstü şartlarında ancak müsade edildiği kadar tanınan ve toplum tarafından kabullenen kahve, olağanüstü kokusu ve Türk ustaların ellerindeki ustalık ile ancak uzun tartışmalardan sonra şehrin sosyal hayatında kabul görmeye başlamıştır.

Dikkat çeken bir başka konu da mesleki eğitim almayana belediyenin kahve açma izini vermemesidir. Mesleği icra etmek ya da bir mesleği ilk defa kendisinin ortaya koyacağını söyleyenlere yerel makamların müsade etmemesi de çok ilginçtir. Uzun tartışmalar yapmaktansa bahsekonu mesleği gidip icra edilen diyarlarda öğrenilmesini isteyen Würzburg şehir idaresi, bu alanda günümüzde çok yaygın olan “Alman Mesleki Eğitim Sistemi“nin geçmişine dikkat çekmemizi gerektiren önemli bir göstergedir. İcra edilmek istenen meslek konusunda iyi bilgilenmeye önem veren Almanların “Mesleki Eğitim Sistemi“ nin geçmişi 3 asır öncesine kadar uzanmaktadır. Made in Germany markasının ardındaki Alman titizliğinin önce bilgiye ulaşarak onu en iyi şekilde kullanmak olduğunu sanıyorum kahveyi takip ederek çıktığımız tarih yolculuğunda daha iyi anladık.

3 ASIR?SONRA?TÜRK?KAHVESİ ANISINA ANMA?TÖRENİ…

İlk Türk Kahvesinin içilişinden 3 asır sonra Almanya’ya gelen Türkler’den tarih ve kültüre meraklı olanlar ilk yıllardan itibaren Almanya arşivlerindeki Türk çizgilerini araştırmaya başladılar. Atalarından geriye kalan tüm bilgileri tasnif ederek gelecek nesillere doğru anlatılmasını isteyen bir grup entellektüel tarafından kurulan IKG- Kültür, Tarih ve Entegrasyon Araştırmaları Enstitüsü bu alanda 11 basılı eser, 75‘den fazla konferans, 3 sempozyum ve 10 çalıştay ile önemli bir başarıya imza attı. Türk Tarih Kurumu ile Türk ve Alman Üniversiteleri tarafından desteklenen enstitünün çalışmaları iki milletin ilişkilerini siyaset üstü bir ortama çekerek her iki tarafın kültürel konuları konuşmasına imkan sağlıyor.

Türk Kahvesi’nin 300. yıl törenlerinin şehrin en büyük gösteri merkezi s.Oliver Arena’da devasa bir kalabalık ile kutlanması, her iki milletin mensuplarının da kültürel mirası olduğu gibi kabullenmek istedikleri farkedildi. Şehrin üst düzey bürokrasisini temsil edenler bu törende yerlerini alırken, “Türk Kahvesinin ilk defa şehrimizde içilmesi öncelikle bizim için büyük bir onurdur. Bunu bilmek ve geleneği yaşayarak kültürel değerleri korumak ortak kültür tarihine not düşmek adına önemlidir“ dediler. Würzburg Belediye Başkanı Christian Schuchardt’ın mesajlarını ileten belediye meclisi üyesi Joachim Spatz ise, “Bu salonda bugün son derece önemli tarihi bir konunun yıldönümünü bir kültürel gelenek ile birlikte kutluyoruz. Geçmişte var olan ama unutulan gelenekleri bugün kutlayıp gündeme getirmek, daha da önemlisi gelecek nesillerde yaşamasını sağlayarak kültür mirası olarak kabullenmek çok önemlidir. Sadece asırlar önce Türk kahvesinin ilk defa bizde içilmiş olması bile öncelikle şehrimiz için önemlidir. Böyle bir güzelliği ortaya koyan Sayın Dr. Latif Çelik’e ve bu önemli güne şahitlik eden sizlere candan teşekkürlerimi sunuyorum. Kültürel değerler sahip çıkıldıkça nesilden nesile devam eder. Şimdi merak ediyorum, en leziz şarapların yapıldığı Frankonia diyarında acaba ilk kahve içilirken Würzburg’un yerel halkı nasıl bir yaklaşım sergiledi“ şeklinde konuşması ayakta alkışlandı.

Türkiye Cumhuriyeti Nürnberg Başkonsolosu Yavuz Kül ise alkışlar ile kesilen konuşma sında, “Değerli Würzburglular, Türk-Alman ilişkilerindeki sağ-lamlık ve samimiyet bilinenden çok daha gerilere kadar gitmektedir. Ne mutlu sizeki Türk-Alman tarihinin çok önemli bir anına şahitlik ediyorsunuz. İki milletin kültürel anekdotların dan kahve tarihinin geçmişinin bu şehirde bulunması ve bu şehirde yaşayan Würzburg’lu bir tarihçi tarafından ortaya çıkarılması öncelikle biz Türkle rin Alman kültürüne yaptığımız katkıların bilinmesi açısından önemlidir. Araştırmacı Sayın Dr. Çelik’i ortak kültür mirası değerlerimizin ortaya çıkarılma sında gösterdiği gayret ve çalışmalarından, bu çalışmalara destek verip kültürel güzelliklerimizin Alman topluma ulaşmasını sağlayan siz vatandaşlarımı içtenlikle kutluyorum“ dedi.

Regierung Unterfranken Vali Yardımcısı Dr. Manfred Wetzel de yaptığı konuşmada, “Türklerin ve Almanların 300 yılı aşan ilişkileri vardır. İki milletin dostluk ilişkileri Türk işçilerinin Almanya’ya gelmesinden çok öncelere dayanmaktadır. Türk-Alman kültür tarihçisi ve araştırmacı yazar Dr. Latif Çelik’in bu alandaki çalışmaları takdiri hakedecek düzeydedir. Hepimizin ortak içeceği kahvenin bize Türkler yolu ile gelmesi ve 3 asır sonra bu önemli içecek için kültürlerin kaynaşmayı hedefleyen bir festival düzenlenmesi ise olayın bir başka güzelliğidir. Unutmayalım ki, kültürel değerler ve ortak tarih paylaşıldıkça değerlenir, yaşandıkça entegrasyona katkı sağlar. Kültürel miras gelecek nesillere bırakılacak en önemli unsurdur. Başta Sayın Dr. Çelik olmak üzere bütün katılımcıları kutluyor ve ortak geleceğin birbirini tanıyıp kabullenerek entegrasyonu hedeflemenin ne kadar önemli olduğunu bu salonda daha iyi farkedildiğini belirtmek isterim“ şeklinde konuşması büyük alkış aldı.

Günümüz Almanya’sında hergün milyonlarca fincan kahve içilmektedir. Ama bu milyonların hepsi habersizdir, Viyana’dan soğuk batı şehirlerine doğru esaret yolculuğuna çıkan Osmanlı askerlerinin yanlarında getirdikleri kahve çekirdeklerini. Kültür tarihi bilinirse güzelliğe dönüşür ve okunurken her insanın gözlerinde sessiz bir gülümseme belirir. Sözün sonu, günümüz Almanya’sının her köşesinde her gün milyonlarca içilen Espresso, Capuccino ve Latte Macciato’nun dedesinin Karakoyunlu Mehmet Sadullah Paşa’nın yaptığı Türk kahvesi olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz.

 

ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.