PROF. DR. CEMALETTİN TAŞKIRAN YAZDI / Anayasa tartışmaları

PROF. DR. CEMALETTİN TAŞKIRAN YAZDI / Anayasa tartışmaları
17.03.2021
87
A+
A-

Son zamanlarda Türkiye’nin gündemi  yeni anayasa tartışmasıyla meşgul. Cumhurbaşkanının  “Belki de şimdi Türkiye’nin tekrar anayasayı tartışmasının vakti gelmiştir” sözleri ile başlayan tartışma giderek büyüdü. Adalet Bakanı “Cumhuriyeti, 1921 Anayasası ruhuyla taçlandıracağız”  deyince gözler 1921 Anayasasına çevrildi. İktidar partisi Grup Başkanvekili de  2 yıllık 4 dönemde  “Yeniden Kuruluş Anayasası” hazırlanıyor  deyince tartışmalar alevlendi.

       

1921 Anayasası nedir ve nasıl hazırlanmıştır? Teşkilat-ı Esasiye Kanunu,  yani 1921 Anayasası, iki aylık bir çalışmanın ardından 20 Ocak 1921’de Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmişti. Türkiye’nin ilk anayasası niteliğindeki 23 maddelik bu kısa belge, Osmanlı’nın yıkılışı, yeni devletin kuruluşu sırasında TBMM’nin meşruiyet arayışıyla ortaya çıkmıştı. 1921 Anayasası’nın hazırlanma süreci de, o günkü şartlarda oldukça çoğulcu ve demokratikti. Anayasayı yapan, içinde o günün muhaliflerinin de bulunduğu bir gruptu.  TBMM’de  yapılan tartışmalar da oldukça nitelikli ve zengindi.  Ayrıca tamamı, “kurucu” olma heyecanı ve sorumluluğuna sahip insanlardı. Temsilcisi olduklarının ve temsil ettiklerinin değerini,  yani milletin iradesinin, milli iradenin farkındaydılar.

 

1921 Anayasası’nın en dikkat çekici tarafı ilk maddesidir: “Hakimiyet  bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir” diyen bu madde ile, hakimiyeti kayıtsız şartsız millete bırakmıştı. Ülkede kuralları belirleme, yasaları yapma hakkı millete verilmişti. Yani halk artık kendi kendini yönetiyordu. Bu aslında adı konulmamış  bir Cumhuriyetti.

 

1921 Anayasası  mahalli bir özerklik de içeriyordu. Ancak bu bir bölgesel bağımsızlık anlamına gelmiyordu.  Anayasada “umumi müfettişlikler” kuruluyor ve özerk mahalli yönetimler için sıkı bir kontrol sistemi getiriliyordu. Dolayısıyla denetimsiz ve merkezden tamamen bağımsız hareket edilebilen bir durum yoktu. Buradaki özerklik daha çok savaşın devam ettiği bir dönemde işgalcilere karşı birlik-bütünlüğü  sağlamak amaçlıydı.  Ocak 1921’de bir yandan ‘düzenli ordu’ kurmak gibi savaşa yönelik örgütlenme yapılıyor, diğer yandan devletleşme yolunda gerekli adımları atılıyordu. 1921 Anayasası,  o tarihi şartlarda “yeni” bir devletin önemli bir adımı olarak ortaya çıkmıştır.

1921 Anayasası 1923 yılında değiştirildi. Lozan Antlaşmasından sonra yeni devletin resmileşmesi tamamlanmıştı. Savaş şartlarında o güne kadar uygulanan “Meclis Hükümeti” sisteminde hükümetin bütün üyelerini Meclis tek tek seçiyordu. Meclis’in bir başkanı vardı ama devletin ayrı bir başkanı yoktu. Üstelik zaman zaman Hükümet içinde meydana gelen değişikliklerde her değişikliğin Meclis tarafından onaylanarak kabul edilmesi gerekiyordu. Bu da, bir aday üzerinde anlaşma imkanı neredeyse olmadığından zorluklar yaratıyordu.

1923 yılında Başbakan Fethi Bey’in üzerine aldığı İçişleri Bakanlığından ayrılması, Başbakan olarak kalmak istemesi ve Ali Fuat Cebesoy’un orduya geçmek isteyerek Meclis ikinci başkanlığını bırakması nedeniyle bunların yerine seçilecek kişiler üzerinde Mecliste anlaşma sağlanamadı. Bunun üzerine  Mustafa Kemal Paşa artık Cumhuriyet rejimine geçmenin, Meclis Hükümeti sistemini bırakmanın ve Parlamenter sistemi uygulamanın zamanının geldiğini düşündü. Bu sistemin sakatlıklarını göstermek için de Hükümette bakan olan arkadaşlarını istifa ettirdi. Bunların yerine yeni bir kabinenin seçimi de Meclis tarafından bir türlü gerçekleşemedi. Çünkü isimler üzerinde Mecliste anlaşma sağlanamadı. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa önceden hazırladığı 1921 anayasasının ilk dört maddesinde değişiklik yapan bir önergeyi, gerekçelerini de açıklayarak Meclis’e sundu. Yapılan oylamada Meclis Hükümeti sisteminden vazgeçilerek Cumhuriyet rejimi kabul edildi ve Parlamenter sisteme geçildi. Anayasasının yeni şekliyle ile birlikte Osmanlı Devletindeki çok etnikli, çok kimlikli yapı da terk edildi ve ulus devlete geçildi.

Neden 100 yıl önceki Anayasa bugün gündeme getiriliyor? Mevcut siyasi iradenin düşündüğü ve tartıştırdığı bu anayasa ile amaçladığı yeni bir rejim oluşturmak gibi görünüyor.  Siyasi irade adeta kendini  ikinci  bir “kurucu” olarak görüyor  ve 1921 Anayasası’ndaki bazı maddelerin siyasi olarak işine yarayacağını düşünüyor sanki. 1921 Anayasasındaki  “Devletin dini İslamdır”  maddesi bu tür bir madde. Ülkedeki ayrılıkçıların da desteği ile “devletin dini İslamdır”  ilkesini tekrar Anayasaya koymak istiyor olabilir. Bunu gerçekleştiremese de, iktidar partisi seçmenlerine bir siyasi mesaj vererek onları bir arada tutmak istiyor da olabilir.

 

Oysa 1921 anayasası ruhu milli egemenliktir. 1. Maddedir. Saltanat varken, hilafet varken egemenliği sultandan, tek kişiden alıp milletin seçilmiş temsilcilerine, milletvekillerine, yani Meclise verme iradesidir. Bunun da özünde de laiklik vardır bence.

 

Biliyoruz ki devletin dini olmaz. Din insanlar içindir. Bu konuda,  Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Mezhepleri Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sönmez Kutlu, bir çalışmasında İtikat mezheplerinden Maturidiliğin, aklı kullanmaya dayanan bir ekol olduğunu, dini bilginin kaynağını sadece vahiylerde değil, ilaveten akılda görüldüğünü ifade ediyor.  Maturidi’nin Kuran’ı akılla yorumlamaya çalıştığını ve diyanet-siyaset ayrımı yaptığını belirtiyor. Prof. Dr. Kutlu Maturidi’nin:

“Diyanet nebilerin işidir. Siyaset ise yöneticilerin işi” ifadesini de aktarıyor. Ayrıca 20. Yüzyıl Rusya Müslümanlarından ilahiyatçı, Kazan’lı Musa Carullah’ın “Devletin dini adalet, küfrü zulümdür. Devlette din aranmaz” görüşünü de aktarıyor.

 

Gerçekten de devletin görevi; yönettiği insanların haklarını korumak, güvenliğini sağlamak ve adaleti temin etmektir. Aslında devletin varlık sebebi budur. Bunlar yoksa devlet de yoktur. Dolaysıyla devlette adalet birinci plandadır. Devletin temelidir. Adalet, ancak evrensel ve ahlaki ilkelere sahip olmakla, bu ilkelere dayanmakla sağlanabilir. Yönetimde adalet farklı inanç, mezhep ve etnik köken ayırımı yapmaz, yapmamalıdır. Yönetimin, icraatlarına dini duygularını yansıttığında ülkede yaşayan farklı inanç sahipleri adaletten adil şekilde yararlanamazlar. Devletlerin önceliği adaleti sağlamaktır. Adalet imtiyaz tanımamak, herkese karşı eşit olmak demektir. Bu yüzden devletin görevi öncelikle adaleti tam olarak sağlamak olmalıdır.

1921 Anayasası Türkiye’nin sorunlarına cevap olabilir mi? Kanaatimizce  olmaz. Çünkü 1921 anayasası olağanüstü şartların bir anayasasıdır. Bir yanda Meclis yeni açılmış, savaş devam ediyor, düzenli orduya geçiş çalışmaları var diğer yanda halkla ilişkilerde bir takım faaliyetler yürütülüyor. Bütün bunların meşruiyet anlamında dayanacağı ve kurtuluş mücadelesinin sürdürüleceği  bir anayasa lazımdı ve o şartlarda yukarıda bahsettiğim şekilde 1921 anayasası gerçekleştirildi.

Ama bugüne bakacak olursak, kanaatimce bugün Türkiye’nin asıl meselesi anayasa değiştirmek olarak gözükmüyor. Mevcut olan anayasaya bile tam olarak uyulması ve mevcut Anayasanın  uygulanması Türkiye’de yaşadığımız sorunların önemli bir kısmını çözebilir.

Ama illa bir anayasa değişikliği yapılacaksa, bu anayasa değişikliğinin geriye, 100 yıl öncesine yönelik değil de, gelişmiş demokrasiye doğru, ileri demokrasiye doğru, çağdaş demokrasiye doğru yenilikleri taşıması gerekir.

Tanınmış siyaset bilimci Münci  Kapani’ye göre egemenliğin modern karşıtı “Kurucu İktidar” kavramıdır diyor ve “kurucu iktidar” – “kurulu iktidar” ayrımı yapıyor.

“Kurucu iktidar” adı üzerinde  devleti kuran iradedir.  Türkiye bir Kurtuluş Savaşı ile kuruldu, kurucu iktidar da o süreçte oluştu. Devletin temel hukuk düzenini O oluşturur. ,  Kurucu iktidar bunu yaparken, iradesini sınırlayan hukuk kuralları ile bağlı değildir. Çünkü devleti kuran o iradedir. Kurucu İrade tamamen bağımsız ve sınırsız bir iradeye sahiptir.

“Kurulu iktidar” ise kaynağını ve yetkilerini mevcut anayasadan alır ve bu yetkileri gene anayasa tarafından çizilmiş olan sınırlar içinde kullanır. Her istediği kanunu çıkaramaz, her istediği emri veremez. Kendisini bağlayan anayasa kuralları,  hukuk kuralları buna engel olur. Anayasalar donmuş hukuk metinleri değildir. Anayasa, belli şartları yerine getirerek kısmi ve devletin temel esaslarını değiştirmeden yapılacak değişikliklerin yolunu da göstermiştir. Nitekim kurulu iradeler bu şartları yerine getirerek ihtiyaç duyulan çok sayıda değişiklikler de yapmışlardır.

Çoğunluğu alarak iktidara gelen her siyasi parti, kendisini kurucu irade yerine koyarak Anayasayı değiştirmeye kalkarsa ülkede kargaşa ve kaostan geçilmez. Ayrıca o yapılan da  Anayasa olmaz. Siyasi partilere halk Anayasayı değiştirsin diye oy vermez. Mevcut anayasa ve kanunlar çerçevesinde belli bir süre ülkeyi yönetsin diye oy verir. Yönetimi beğenmezse halk o iktidarı değiştirir.  Her iktidar bir anaysa hazırlarsa Anayasa bir yaz-boz tahtasına döner.

Ülkede bugünkü Anayasa tartışmaları, bizce, yararsız ve gündem değişikliği amaçlı bir tartışmaya benziyor. Gerçek bir Anayasa değişikliği elbette yapılabilir. Ama bunun için önce toplumda büyük bir uzlaşma olmalıdır. Yönetimde ve toplumda hukuka inanç, hukuka güven, adalet duygusu, hukukun üstünlüğüne inanma, temel insan haklarına saygı ve hoş görü anlayışının olması, yaşanması ve toplumun da buna inanması gerekir.

 

Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.