Vahşeti gördüm…

26.04.2021
60
A+
A-

Saygıdeğer okurlarım, aşağıda okuyacağınız köşe yazısını 2015 yılının Nisan ayında yazmıştım. O günlerde, bir ‘papaz’ çıkıp, malum soykırım yalanlarıyla ilgili abuk sabuk açıklamalar yapmıştı…

Her Nisan ayının 24’ünde ‘temcit pilavı’ gibi önümüze getirilen ‘sözde Ermeni soykırımı yalanı’ o tarihte de sahneleniyordu.

Bu yazının üzerinden 6 yıl geçmiş… 600 yıl da geçse o cenahta değişen bir şey olmayacaktır. Yalanlar, düzmeceler, saldırılar sürecektir.

ABD Başkanı Biden’ın bir takım Ermeni lobilerine ‘şirin’ görünmek, ‘borç’ ödemek adına sarf ettiği ve ‘hukiki’ hiçbir dayanağı olmayan ‘soykırım’ suçlaması, ‘tiyatro’dan öte bir şey değildir.

Soykırımın ‘kral’ı eli kanlı, ağzı salyalı Ermeni çeteciler tarafından, ‘vahşice’ Anadolu topraklarında; silahsız, sivil ve masum Türklere yaşatılmıştır.

Aşağıdaki yazı; bizzat benim 34 yıl önce tanığı olduğum ve resmi Türk tarihine not düşülmesine vesile olduğum bir vahşetin hikâyesidir…

Güncelliğini koruyan, Nisan 2015’teki bu yazımı, virgülüne dahi dokunmadan yeniden yayınlıyorum. Bunu bir Türk evladı olarak kutsal bir görev olarak kabul ediyorum. Hem de ailesinde Ermeni çeteciler tarafından kaçırılıp, katledilen, mezarlarının dahi olmadığı iki şehidi olan bir Türk evladı olarak…

 

En ‘Papa’ yalan…

 

(NİSAN 2015)

Papaz efendinin “Ermeni Soykırımı” konusundaki “kuyruklu” yalanı, anılarımla beraber sinirlerimi de depreştirdi. Ve beni bundan tam 28 yıl önce tanığı olduğum, “acı ile gururu” bana aynı anda yaşatan o olaya götürdü

ERZURUM YEŞİLYAYLA KÖYÜ KATLİAMI

Erzurum… Dumlu’ya bağlı Yeşilyayla Köyü… Yıl 1988… Yaz başı…

Mesleğe başlayalı henüz bir yıl olmuş. 21 yaşındayım, Erzurum’un en büyük yerel gazetesinin “tıfıl” bir muhabiriyim. Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü’nün civar köylerde kış ayları boyunca yaptığı el işi vs kursların final programları yapılıyor. Kursiyerlere sertifika dağıtımı, onların yaptıklarının sergilenmesi gibi aktiviteler… Gazetenin haber müdürü (rahmetle anıyorum) Metin ağabey (Metin Mızrak), beni görevlendiriyor. Aynı gün içinde birkaç köyde yapılacak bu aktiviteleri takip edeceğim. Birkaç gazeteci arkadaş ve kurum yetkilileri, tahsis edilen araca doluşuyoruz.

İlk durak; Kırmızıtaş Köyü (Eski adı Kamber/Gamber Köyü)… Burada işimiz bitince diğer köye geçiyoruz: Dumlu’nun Yeşilyayla Köyü…

Bir önceki köyde yapılan ritüel, burada da tekrarlanıyor; sergi, sertifikalar, ikramlar, yetkililerin övgü nutukları… İşimi yapıyorum: fotoğraf çekip, bilgileri aldıktan sonra törenin yapıldığı okul binasından çıkıp köyü dolaşmaya çıkıyorum. Amacım; gelmişken birkaç farklı haber konusu bulabilmek…

Erzurum’da daha yaz mevsimi başlamamış. Güneşli ama serin, etrafın buram buram toprak ve taze yeşil koktuğu köyün daracık yollarında yürüyorum. Köylülerle selamlaşıp, ayaküstü sohbetler ediyorum. Bir damın dibinde, dikkatimi çeken üç-beş kişilik gruba selam verip yanlarına oturuyorum. Şuradan buradan laflıyoruz.

Derken, gazetecilik anlamında “bombayı” gruptaki yaşlı bir amca patlatıyor. Koyu bir Erzurum şivesiyle; “Oğul, Ermenilerin burada yaptığı zulmü niye gazeteye basmıyorsun? Aşındırmadığımız kapı kalmadı, kimseyi inandıramadık, gelip bir araştırma yapmadılar” diye sitem yüklü, başlıyor anlatmaya

HABERİMİZ, İHBAR KABUL EDİLİYOR

Köyün büyükleri de onlara anlatmış bu mezalimi… 1918’de Erzurum ve çevresinden çekilen Ruslarla hareket eden Ermeni Çetelerinden biri; yaşlı, genç, kadın, erkek, çocuk, büyük gözetmeden 100 civarında Türk’ü bir samanlığa (merek) doldurarak üzerlerine ateş açıp öldürmüşler. Sonra da bu samanlığı yakıp, üstlerine yıkmışlar. Şimdi orası bir höyük şeklindeymiş. Köylü, saygıdan ötürü bu vahşetin yaşandığı yerin üstüne ve çevresine hiçbir şey inşa etmiyormuş. O höyüğü bir nevi “Şehitlik” yapmışlar, kendilerince. Gelen geçen dua okuyormuş.

Yaşlı amcanın anlattıklarını dinlerken hissettiğim ürpertiyi, bu yazıyı yazarken hala hissediyorum.

Amca anlatmaya devam ederken, yanındakiler de durumu; hem sözlü hem de vücut dilleriyle teyit ediyorlar.

Bizim oralılar bilir… Özellikle Erzurum ve çevresinde bu türden sayısız aktarım anlatılır. Çok sayıda da böyle toplu mezar ortaya çıkarılmıştır… Ermenilerin vahşice katlettiği, silahsız, sivil, masum Türkler… İşgal yıllarında Ruslardan ziyade Ermenilerin sivil halka yaptığı zalimlikler, yöre insanının en çok anlattığı söylencelerin başında gelir. Ermeni ile karşılaşan yöre insanı, ölmediğine pişman edilmiş.

Kalkıp o höyüğe yürüyoruz, hep birlikte…

Üstünü ot bürümüş, kocaman, geniş bir tümsek… İlkin el açıp, hep beraber dua okuyoruz. Benim orada olmam merak uyandırmış olsa gerek, çevremiz gittikçe kalabalıklaşıyor. Yaşlı amca anlatmaya devam ederken, kalabalıktan ağlayanlar olduğuna tanıklık ediyorum.

Konuyu fotoğraflıyorum, gerekli bütün notları aldıktan sonra köyden ayrılıyorum.

MANŞET: ERMENİ MEZALİMİNDE YENİ BİR SAYFA

Akşam saatlerinde gazeteye, haber merkezine soluksuz giriyorum. Dinlediklerimi ve köyde yaşadıklarımı, rahmetli Metin ağabeye anlatıyorum. O da heyecanlanıyor… Haberi, yukarıdaki cümleyle manşetten giriyoruz. Valilik, haberi ihbar kabul ediyor ve komisyon oluşturarak, bir dizi araştırma başlatıyor. Beni de çağırıyorlar. Olan biteni, emniyet müdürlüğünde kameralı bir çekim eşliğinde anlatıyorum. Daha sonra oluşturulan belgeselde bu çekim de kullanılmıştı.

1988’in yaz ayları böyle geçiyor. Aynı yılın Ekim ayı başında köyde kazı çalışmaları başlıyor. Ben yine oradayım. Sabahın erken saatleri… Zehir gibi bir güz soğuğu… Kazı alanı adeta mahşer yeri… Arkeologlar, tarihçiler, yerli ve yabancı gazeteciler, valilik, emniyet ve jandarma yetkilileri, civar köylerden gelen meraklılar ve höyükte yakını olan ikinci, üçüncü kuşak akrabalar… Olayı bana anlatan gruptan olan köylülerle sohbet ediyoruz. Orada, onlardan aldığım hayır duayı, ömrüm boyunca başka yerde almadım. (Böyle bir işe vesile olduğum için duyduğum vicdani mutluluğu ise hala ilk günkü sıcaklığıyla yüreğimde taşıyor ve Allah’a şükrediyorum.)

HALA TAZE KAN VE KOKUSU VARDI!

Çok değil, höyük birkaç karış kazılınca kemikler çıkmaya başlıyor. Yerden adeta kemik fışkırıyor… Giysilerden ve çıkan kişisel eşyalardan bu kişilerin Türk oldukları, yetkililerce tescilleniyor. Ay yıldızlı tütün tabakaları, gümüş yüzükler, uzun saç örgüleri, Kur’an-ı Kerim sayfaları, çok sayıda mermi kovanı, yanık ahşap direkler, Türk motifli elbise parçaları, düğmeler, tespih ve ağızlıklar…

Kemikler ve bu ufak tefek eşyalar çıktıkça, ağlayan ve feveran edenlerin sayısı da artıyor. O vahşet çukurunda kaybettikleri yakınlarının olduğunu söyleyen yaşlı nine ve dedeler teskin edilmeye çalışılıyor… Manzara bu…

Gözü dönmüş Ermenilerin vahşice katlettiği onlarca insanın kemiklerine yapışmış bu eşyalar; hafızamda ilk günkü yerini hala koruyor… Bir de ortalıktaki kesif kan kokusu ve görevlilerin gösterdikleri kemiklerdeki taze kan!

Ben bunu hep şehir efsanesi olarak nitelendirirdim. Ama orada tanık olduklarım, “Şehit kanlarının gerçekten kurumadığı” gerçeğini bana öğretti.

KARABEKİR PAŞA’NIN HATIRALARI…

Daha sonraları; 1918’de yaşanan bu makûs olayın, Kazım Karabekir Paşa’nın hatıralarında da geçtiği ortaya çıktı. Ermenilerin Yeşilyayla Köyü katliamı; çevreden toplanan masum Türklerin bir mereğe (samanlık) doldurularak topluca infaz edildikleri gerçeği olarak tüm dünyaya ilan edildi. Kazıdan çıkanlar Erzurum Müzesi’nde sergileniyor. Yeşilyayla Köyü mezalimi, daha önce bulunan zincire bir başka halka olarak eklendi…

SONUÇ…

Yine birileri bir yerlerden düğmeye bastı…

Papaz efendi, Türklerin Ermenilere soykırım yaptığı “yalanını” gerçekmiş gibi yumurtladı…

Arkasından ABD bir şeyler geveledi…

Sonrasında Avrupa Parlamentosu; yıllardır önümüze temcit pilavı gibi konulan bu yalanı onayladı… Başbakanın danışmanı Etyen Mahçupyan efendi bir dizi inci döktü…

Türk düşmanlığı almış başını gidiyor…

Küresel güçlerin Anadolu ile Türkler ile olan hesabı hala devam ediyor. Ki, bunu büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı sonrasında defalarca bu millete söylemişti.

Kim, nerede, ne karar alırsa alsın…

Bu kirli zihniyetin arkasındaki “Asıl ve asil gerçekler” karartılamaz. Soykırıma ve zulme uğrayan varsa o da Erzurum, Kars, Van ve civarında yaşayan o günkü Türklerdir.

Soykırım arayan güçler, önce kendilerine dönüp baksınlar…

Gitsinler, Amerika’ya Kızılderili soykırımını görsünler…

Gitsinler, Almanya’da Yahudi soykırımını görsünler…

Gitsinler, sömürgeci İngiltere’nin tüm dünya coğrafyasında uyguladıkları soykırımları görsünler…

Hatta hepsi buyursun gelsin; Ermenilerin Doğu Anadolu’daki Türklere o yıllarda yaptıkları hain, vahşi, insanlık dışı soykırımı biz onlara gösterelim…

Hem de belgeleriyle birlikte…

HK.

 

 

ETİKETLER:
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
21 Mart 2021
7 Mart 2021
21 Şubat 2021
3 Nisan 2021
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.